BURSA (İGFA) – Bursa Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Becermen’in yönetiminde gerçekleşen söyleşide, Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, 1990’lı yıllarla birlikte iktisat ve felsefe kavramlarının birbirlerini bulduğunu ifade etti. İktisat kavramının 200-250 yıl kadar bir geçmişi olduğunu belirten Prof. Dr. Yılmaz, “İktisat sanayi kapitalizmi ile çok ilişkilidir” dedi.
18. yüzyılın son çeyreğinde İngiltere’de sanayi devriminin gerçekleştiğini hatırlatan Prof. Yılmaz, bu döneme kadar geçimlik bir ekonomiden bahsedilebileceğini de söyledi. Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti:
“Sanayi, insanlar için dönüştürücü bir yapı olarak ortaya çıkıyor. Seri üretim ortaya çıkıyor. Günlük üretimin çok ötesinde üretim yapabiliyorsunuz. Emek,sermaye ve toprak gibi kavramların öteden beri var sanırız. Halbuki öyle değildir. Bu kavramlar sanayi devrimiyle ortaya çıkar. Emeğin ortaya çıkması sanayi devrimiyledir. Yüksek refahla ekonomi dokunulabilir bir dünya olur. Geleneksel dünyada Çinlilerle Amerikalılar arasında iktisadi anlamda çok büyük bir fark yoktu. Adam Smith, Ulusların Zenginliği kitabını yazar. O’na göre zenginliğin kaynağı üretimdir.”
Sanayi devriminin ardından iktisatta yaşanan tartışmalara da değinen Prof. Dr. Yılmaz, “Marx’tan önce sanayi devrimiyle 14-16 saat bir hapishane düzeniyle çalışan insanlar makinelere saldırırken, Marx’tan sonra ise yüksek refah üretiyoruz, bir kesim yüksek pay alırken önemli bir bölümü geçimlik bir pay alıyor diyerek sermaye ile çatışır” diye konuştu.
Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti:
“Emek-değer teorisi ortaya çıkıyor. İktisadi değeri belirleyen şey birim emektir deniliyor. Bu teori fiyat sorununu çözemiyor. Böyle olunca fayda-değer teorisi ortaya çıkıyor. Tüketicinin belirleyici olduğu belirtiliyor. Bu Marx’ın terminolojisini çöpe atıyor. Bu durum Marx’ı sosyologların eline bırakıyor. İktisat ise heterodoks denilen eğilimlerin elinde kalıyor. İktisat doğa bilimlerine benzer bir bilim olma yolunda ilerliyor. Marjinal fayda ile fiyatlar açıklanabiliyor.
Ana akım iktisat, tüketici davranışlarındaki rasyonellikten yola çıkarak, rasyonel bireylerin çıkar maksimizasyonu peşinde koştuğu dünyamızda, en yüksek refahı ürettiğinden hareket eder.
İtirazcı ama zayıf bir gelenek ise tüketicinin rasyonel olmadığından yola çıkarak, gösterişçi tüketimden bahseder. İçinde bulunduğu statü ya da sınıfın davranış kalıplarına uyma gereği duya. Alt katmanlar üst katmanlara bakar, üst katmanlar da birbirlerine bakar. Davranış rasyonel değildir ama statüde bulunmanın getirdiği bir eğilimdir der.
Radikal politik iktisatçılar da, bu kapitalizm yüksek refah üretiyor ama adaletsiz dağıtıyor ve çevreye zarar veriyor, devlet eliyle düzenleme isterler.”
“İktisatçılar bilim olmak istedikleri için mümkün mertebe kendilerini felsefeyle ilişkilendirmemişlerdir” diyen Prof. Dr. Yılmaz, “1970’li yıllarda yine felsefe diyemezler ama iktisat metodolojisi derler. 1990’lı yıllara kadar böyle gider. Bu tarihten itibaren iktisat felsefesi tanımlamasını kullanırlar” dedi.
Soruları da yanıtlayan Prof. Dr. Ferudun Yılmaz’a Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin “Kır Çiçekleri Okusun Diye” sosyal sorumluluk projesine adına yapılan bağışın sertifikası ve bir tabak hediye edildi.